top of page

“Brokoli çorbası, şahsiyet ve yangınlar”

  • Puder'in Torunu
  • 28 Oca 2023
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 Oca

Bana yeniden dans etmeyi hatırlatan kadınlara.

Sevgili Maria,


Yorgun argın eve geldiğin bir gün, tam da her şeyden sıkılmış ve kendini dünyaya kapatmak üzereyken kulağına sokaktan gelen akordeonun sesinin iliştiği bir an olur ya, işte bugün öyle geldim sana. Günlerdir aynı şarkılar dönüp dolaşıyor aklımda, “Aklımda bir tahtırevalli var” diye fısıldıyor aynı adam yeniden ve yeniden kulaklarıma. Ortalık yangın yeriydi, biz binlerce kişiydik, yangını içimizde getirmiştik, sadece kaçmak istemiştik, biraz olsun bağırmak istemiştik, herkesin içinde tepinmek istemiştik, aynı anda ve var gücümüzle var olmaya yeltenmiştik. Delirmiştik. Yaşamaktan utanmak bir mühür gibi yapışmıştı onlarca nesil üzerimize, gülümseyen herkesi kapı dışarı ettiklerini görünce dudaklarımızı çivilemiştik. Onlarca şarkı söylendi orada, her birimiz için ayrı vurgularda, aynı cümlelerde. Benimkilerden biri işte yukarda, öbürü henüz kargoda. “Bugün” isimli bir defter aldım kendime, bugün henüz yolda. Gelince bana bir kart uzatacak, üzerinde “Derken çok yüklendim. Tekrar pardon kendim.” yazacak. O geldiğinde bu günler, bugün olacak; geçmişteki ben, gelecekteki ben’in elini tutacak ve ben gülümseyerek, omzumdan öpeceğim -sana da göz kırpmayı ihmal etmeyeceğim.


Taş duvarın ortasında ahşap bir kapının önünden kahverengi lekeleri olan beyaz bir kedi geçiyor

O akşam bir şey daha oldu, ben o akşam deliler gibi dans ettim. İçimdeki tahtırevalliyi bir sağa, bir sola düşürdüm, dengemi alt üst ettim -üstünü daha çok sevdim. Biraz kilo almışım ama mühim değil, kötüler çekilirse şu dünyada biraz daha yer kaplayacağım (yalnızca bir süre daha). Tatlı konuşmanın ön şartını tatlı yemek yapmışlar, brokoli çorbası böyle kriz anlarında kime yarar? Bak işte, bu mektubu yazarken bile yanımda bir boş tatlı bardağı var. Yanında kalemler, arkasında kitaplar. Saymaya niyetleniyorum -dur bakayım- masamda 24 kitap var: Şiirler, fantastik düşler, görünmez kadınlara kanıtlar, kadın olmaya dair anlatılar, öyküler ve mektuplar. İçimden bir dalga yükseliyor, olur da kendimi üstünde tutarsam elim hemen bir kitaba gidiyor. Bazen olmuyor, dalga kaçıyor, ben sırılsıklam; kitaba giden yolda kalmış elim havada, öylece bekliyorum. Bir telefon belası sarmışlar yüzyılın başına, gidip ona sığınıyorum. Telefon fişten kurtulunca insanların özgürlüklerinin kaybolduğunu anlatan bir karikatür vardı, görsen kaşlarını kaldırıp gülümseyerek başını aşağı yukarı sallardın bilmiş bilmiş. Haklılar, derdin; haklısın, diye cevap verirdim. Şimdi düşününce, bir tek seninle bu tatlı konuşmalar için tatlıya ihtiyaç duymazdık Maria, seninle karnabahar üzerine dünyanın en güzel sohbetini edebilir, “Eh, hazır karnabahar demişken” diyip üzerine bir de Didem’in şiirlerini masamıza misafir edebilirdik. Peki ne oldu da -di’li geçmiş zaman kullanmaya başladım; dur, cümleyi baştan yaratayım. Maria, gel, seninle karbanahar hakkında konuşmamız gerekenler var.


Bugün seneler sonra (oldu değil mi seneler, bu aylar boşuna mı geçiyor yoksa?) Şahsiyet izledim yeniden. Agâh Beyoğlu, her şeyi unutacağını öğrendiğinde, “Telefon numaraları neyse de, ya benim şahsiyetim, o ne olacak?” diyordu. Peki ya her şeyi hatırlarsak Maria, o zaman ne olacak? Şahsiyetimle aklım, hatırlamanın hangi düzeyinde bir arada yaşayacak? Ben bunları yazarken arkada Lisa Hannigan çalıyor, şarkıdan içime şu dizeler sızıyor: “Oh the devil won’t have me, I wonder who will, I wonder who will…” Ve ben bu paragrafı burada bitirmekten başka çare göremiyorum.


Bir süre gözlerimi kapattım, kollarımı kaldırdım ve başa sardığım şarkının vücudumu benim yerime hareket ettirmesine izin verdim. Bu sıralar dünyadan kaçıp kendime yönelmek için bulduğum en güzel yöntemlerden biri bu, dans etmek. “Ölümdür yaşanan tek başına, aşk iki kişiliktir” diyordu ya şair, o düştü nedense aklıma. Belki kendi aklım soruyor bana: “Öyleyse dans hangisindendir?” Biraz ölüm, biraz aşk gibidir, özellikle delidir, delidendir, o deli içimdedir, içimdir. Kendi aklımın kafasını karıştırıyorum, denebilir ki evini alıp içindekinin ne olduğunu anlamaya çalıştığımız hediye paketleri gibi sallıyorum.


Sana beyaz kağıt üzerine tükenmez kalemle yazdım, bıraktım. Sana beyaz ekran üzerine siyah harflerle yazdım, bıraktım. Sana kraft kağıt üzerine pilot kalemle yazdım, bıraktım. Tüm seçeneklerim bitti sanmıştım, içimi belki öyle kapkara yaptım. Sonra durdum, üzerine beyaz harfler koydum ve sen dünyanın en güzel kara kaplı defteri oldun. Yin’dim, yang oldum.


Sobe. Seni buldum.


Ağustos, 21.

Komentar


Abone Olmak İster Misiniz?

Çemberime hoş geldiniz!

©2021, puderintorunu tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page